27 Ekim 2011

Bir söz
En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur sırf uzaklaşmak için ve geride kalanlar birinin onlardan uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar.
Charles Bukowski


Bir şiir 



Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
Öbür yanımız "otur" diyor.
"O"tur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık...
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler,
Bir çocuk daha doğurmalar,
Borçlara girmeler,
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben;
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi taşımak" diye bir deyim vardır.
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler...
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira!
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif denk olsa...
Gün içinde mesela;
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün?
Sabah 9 akşam 18...
Sonra başka mecburiyetler...
Sıkışıp kaldık...
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani...
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba..
Ben her bahar aşık olmam
Ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç, ama olsun...
İstemek de güzel.


Can Yücel


Bir resim
Uzaklara ( 2006 )

Bazen de gitmeyi istemek. işte o "bazen"ler gelir, içimizin derinliklerinde bir yılan gibi sinsice kaplar. Korkularımızdan, kaybedişlerimizden, zamandan, unutulmaktan, sevilmemekten, reddedilmelerden, terkedilişlerden kurtulup bir sahil kasabasına, ıssız bir adaya gitme istekleri. Gittikleri yerlere o korkularını götürmeyecekler mi?  Kime sorsam gitme isteğini anlatıyor. En mutlu olması gereken insan yalnız olmak istiyor. Elinin altında herşeyi olan insan başka bir düzenin hayali içinde... Hayat insanı sahip olamadıkları şeylerin peşinden sürüklerken, kimseyi de mutlu etmek istemiyor. Yaşarken de öldürüyor.. "hadi rolünü oyna" diyor. Biz de bunu oynuyoruz. 

"Hayat böyle sürer gider, oyuncular değişir" diye söz eder bir şarkı da ve bir oyuncu olarak madem bu hayattayım rolüme devam edeyim. Rolüm gereği yalnız yaşayan bekar, evlenmeyi akıl edemeyen, evine ekmek götürme derdinde olan adam olarak akşam gelirken apartman kapısı önünde hergün rastladığım, ama hergün benden kaçan kediyle karşılaştım. Rolüm gereği kedileri seviyordum. Kedi benden kaçmamıştı..bir süre bakıştık. Kaçacak hamlesini yapacak ama; "ben de ekmek var ben den söylemesi" ekmeği ucundan kırmaya çalışırken ekmeğime uzanmaya çalıştı..üstümü tırmalıyordu ama yüzünde ki ifade den aç olduğu belli,acıklı bir miyav sesiyle.. ekmeğin bir parçasını uzattım.içeri girerken bir bakışı vardı bana "bir daha kaçmayacağım senden" diye. "Kaçmazsan iyi edersin yoksa bir ekmekten olursun" :) .. böyle de bir gündü akşama doğru..rolüm gereği eve geldim.. yemek yedim.. düşündüm..yazdım.. rolüm gereği aynı günü tekrar tekrar yaşayacağım.

Bir şarkı
Gidelim Buralardan - Nazan öncel







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

80’Lİ YILLARIM...

25 Ekim 2011

5 Mayıs 2012