24 Kasım 2011


Okula ilk başladığım gün en berbat gündü. İnanılmaz bir isteksizlik ve  olumsuz duygularla donanmış heyecan içerisinde  annemle okula gittik, müdür yardımcısı numara verdi "Çocuğunuzun numarası 141, 1/B şubesi". sonra sınıfa gidip öğretmene teslim etti. öğretmenimle konuşurken açık olan kapıdan sınıfın hali savaş alanı gibi olduğu görülüyordu. Annem beni hocanın ellerine teslim etmesi bayağı zor olmuştu. İçeri girerken sağımdan solumdan kalemler, defterler uçuşuyor, öğretmen bağırıp çağırıyordu susmaları için. Daha ilk günde gürültülü bir ortam bulacağımı tahmin edemezdim. Sabah ablalarım ve ağabeylerimle kahvaltı yapıp çıkmaya, okul için annem ve babamdan harçlık almaya , ( özellikle de çok kalem kaybederdim )  akşam eve gelip ödev yapmaya başlamıştım. Aslında okulda yabancılık çekmiyordum. Mahallemde bütün arkadaşlarımla okul ortamındaydım. Okul içinde dersler ve disiplin sorunları nedeniyle, bir araya gelemezdik. Hafta sonlarında bir araya geldiğimizde bol bol maç oynar, konuşurduk. Onlar da benim gibi okulun sıkıcı, bunaltıcı, ağır ödevler karşısındaki çaresizliğimi çekiyordu. Her gün ilk ders ödev kontrolüyle başlanması, bunun üzerine de bildiğim halde bildiğimi ifade edemeyişimi de ekleyince, durum vahim oluyordu.


Sevdiğim öğretmenime 3. sınıftan sonra kavuşmuştum. Okula rahat rahat gidebiliyordum. Kapı komşumdu üstelik. Onun derslerinde bütün çarpım tablosunu su gibi ezbere okurdum. Çünkü her şey ezbere idi o zamanlar. Evet her şey ezbere...Çarpım tablosu, İstiklâl Marşı , Gençliğe Hitabe, okuma parçaları, resimler, tarihler, hocaların isimleri, kullandığı sopanın ebatları...her şey ezbere idi. Biz bunlara alışmıştık... Yeni hocam ezberci değildi. Herşeyi anlayarak ve uygulayarak öğrenmemizi sağlamıştı. Bu gencecik adam önce kızar, dayak atarmış gibi yapar ama gülümserdi. İşini iyi yapıyordu. Öğrenciler olarak çok sevdiğimizden olacak, yüzünü kara çıkarmazdık. Derslere daha iyi çalışıyorduk ve de çok başarılı biri sınıftı.



İlk zamanlarda öğretmenim beni sessiz bulduğundan olacak, bulunduğum grupta beni başkan seçmişti. "Bu grubun başkanı Erdinç" deyince "Öğretmenim nasıl yani "diye tepki olmuştu. "İtiraz yok Erdinç .. artık sorumluluk alma zamanın geldi" demişti...Oysa, başkan olmak için parmaklarını neredeyse hocanın gözüne sokacak 3-4 kişi varken! Hiç beklemediğim bu görev karşısında hocam bana görev sorumluluklarımı anlatırken, "eyvah ne yapacağım?" diyordum kendi kendime. Aslında doğru yapmıştı. Birilerinin benim sesimi duyması gerekiyordu. "Beni dinleyin"... "sen bunu yapacaksın, sen de şunu" ... "sessiz ol" ...Bir gün geldi hoca bu yaptıklarının karşılığını fazlasıyla almıştı. Derslerime çok çalışıyor, daha çok sorumluluk alıyordum.


Üniversite son sınıfta öğretmenlik stajını yaparken öğretmenliği ve öğretmenleri yakından tanıdım. Farklı bir dünya, farklı kimliğe bürünüyorsunuz. Sorumluluklarınızın bilincinde öğretme telaşınız. Bir akşam Stajdan eve gelirken dolmuşa bindim.. benden yaşça başça büyük olan adam bana "buyrun hocam siz oturun" dedi. şaşırmıştım. ben 26 falanım adam 40 falan derken eve bu düşüncelerle geldiğimi hatırladım.


İlkokul zamanlarından yıllar yılar geçti.25 yıl.. ve o öğretmenimi hiç unutmadım. Sınıfımdaki hiç kimse de unutmamıştır. 36 kişilik sınıfın yarısından fazlası üniversiteyi bitirmiş, meslek sahibi olmuşlar. Mühendisler, bankacılar, akademisyenler,..en çok ta öğretmen olanı vardı. Hepimizin idealinde yer alıyordu, öğretmenimizden etkilenmiş olmamızdan. Onun hala aynı heyecanla öğretmenlik yapıyor olması etkiliyor insanı ister istemez.



Öğretmenlik mesleğini severek yapan, gönüllü olarak hizmet veren ve öğretmek yolunda bilgilerini paylaşmak için her türlü fedakarlığa katlanan herkesin öğretmenler günü kutlu olsun.... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

80’Lİ YILLARIM...

5 Mayıs 2012

26 Ekim 2011