11 Kasım 2011

Bir söz

Bazı insanları acı büyütür ve yaşatır.Acı çekmeden daha doğrusu yeterince acı çekmeden, yitirmeden o korkunç yalnızlığı tatmadan kendisi olamaz bazı insanlar.Ne zaman ki en sevdikleriniz eder ağzınıza, ne zaman ki birer birer düşürür herkes maskesini, ne zaman ki yalnızlıktaki o muhteşem gücü keşfedersiniz o zaman başlarsınız gerçekten yaşamaya.
Charles Bukowski

Bir şiir

Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını

Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
kalmıştı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


Murathan Mungan


Bir resim


Bu bayram Bursa'daydım.Halen de Bursa'dayım yarın akşam İstanbul'a döneceğim.
Yirmi yıla yakın yaşadım bu şehirde. Alışmak zor oldu ve belki de hiç alışamadım. Kaçmayı düşünmüşümdür hep. Kafamın içinde yerleşmiş düşüncelerimin içinde buraya ait bir yer yoktu. İçimdeki deniz başka bir şehre sürükledi beni. Bayramlarda geliyorum ailemin yanına ve de dostlarımda var.
Bayramda fırsat bulup fotograf makinemle lunaparka gitmek istemişimdir. Müthiş şeyler çekeceğimi falan düşünürdüm, öyledir de. Çekmeye başladım.Ayarları bulduktan sonra güzel şeyler çıkmaya başladı. Tripod da olsa süper olurdu. Çok geçmeden gençlerin bu kadar çok olduğu mekanda ayıların da olabileceği..görgüsüzler de eklenince bunlar yüzünden de rahat edemeyeceğimi anladım. 
"Neden çekiyorsun?".. "Canon mu daha iyi Nikon mu?".. "Beni de çek" gibi.. en ilginç olanı da bu fotograf sonrasında yaşandı..
Bu fotografı çektikten genç bir adam yanıma geldi..
"Benim hatunu çekmiyorsun değil mi? bakabilrimiyim fotolara".. 
gösterdim fotoları "hangisi senin hatun"dedim.. 
"anlaşılmıyor burada".."
"senin hatun makas olmuş.. ee anlaşılmaz tabii"


Bir şarkı
Bu şarkının bestesi tartışılıp durdu sürekli. En sonunda Fikret Kızılok bir programda Cem Karaca'ya Bu şarkının bestesinin Rauf Yekta'ya ait olduğunu belirtmiştir. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

80’Lİ YILLARIM...

29 Kasım 2011

26 Ekim 2011